Çocuklara Kitap okuma alışkanlığı nasıl kazandırılmalı?

Çocuklara Kitap okuma alışkanlığı nasıl kazandırılmalı?
23 Mart 2018 tarihinde eklendi

Anne-babalardan ve öğretmenlerden en sık duyduğumuz şikâyetlerden biri, çocukların kitap okumaması ile ilgili. Haklı da bir şikâyet.

 

Çocuklarımız gerçekten de kitap okumuyor, okumayı da pek sevmiyor. Peki, yetişkinler okuyor mu? Hayır.

 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), Türk insanının kitap okuma alışkanlığı ile ilgili yaptığı araştırmaya göre ülkemizin kitap okuma alışkanlığında dünyada 86’ıncı olduğunu ortaya koyuyor. 26 ilde 6 bin 212 kişiyle yapılan araştırma sonuçlarına göre günde 6 saat televizyon izleyip, 3 saat internete giren Türk insanı, kitap okumaya sadece 1 dakika ayırıyor.

 

Araştırmadan elde edilen bir diğer sonuç da, Avrupa’da yüzde 21 olan okuma oranının Türkiye’de sadece binde bir olduğu ve dünya ülkeleri sıralamasında listenin sonlarında yer aldığı şeklinde.

 

Neresinden bakarsanız bakın can sıkıcı bir sonuç. Bir de “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?”, “Hayat kitaplardaki gibi değildir” gibi bir yanıyla doğru olsa bile diğer yanıyla oldukça yanlış olan kültürel virüsler, dolaylı olarak kitabı ya da kitabın temsil ettiği okul değerleri aşağılayınca, kitabın hayatımızdaki yeri iyice kayboluyor…

 

‘Okuma zamanı’ diye tanımlama yapın

 

Kitap okuma alışkanlığını kazandırmak zorundayız. Ancak, kitap okuyan çocuklar ve kitap okuyan yetişkinlerin oluşturduğu bir toplumda geleceğe ümitle bakmak mümkündür. İşte birkaç  öneri;

 

– Anaokulundan başlayarak, evde kitap okuma zamanı diye bir tanımlama yaparak belirli bir süreyi tüm ailece kitap okumaya ayırmak gerekir. Çocuğun düzenli olarak bu sahneyi görmesi ve yaşaması oldukça etkili olacaktır.

 

– Çocuklara “Kitap oku!” demekten daha çok, ilgi çekici konularda tartışma ortamı sunulmalı. Çocuğun ilgi alanına giren konularda şaşırtıcı bilgilerden söz ederek, okuma, araştırma isteği uyandırılmalı.

 

– Okul ve ev arasında kitap okuma ile ilgili ortak bir tutum ve paylaşım zemini sağlanmalı. Böylece, aynı dili konuşan ev ve okul bu alışkanlığın kazandırılmasını kolaylaştırır. Bu konuda, iyi örneklerden biri olarak, Bilfen Yayıncılık’ın geliştirdiği “Evle Okul Bir Arada Projesi” gösterilebilir.

 

– Kamu ve özel kurumların, yerel yönetimlerin kitap okuma ile ilgili kampanyalar düzenleyip, projeler geliştirmesi ve özendirici çalışmalar yapması son derece önemli. Ancak, bu çalışmalarda süreklilik sağlanmalı ve bu yolla toplumdaki ihtiyaç ve farkındalık artırılmalıdır.

 

– Okullarda kitap okumayla ilgili yaratıcı etkinlikler yapılmalı. Bu etkinliklere öğrencilerin yanında öğretmenlerin ve velilerin de katılımı sağlanmalı.

 

Bu ülke gelişecekse, kitap okuyan, gerçeği arayan, bilgi ile arası iyi, bilimsel düşünme becerileri gelişmiş, sanatsal duyarlılıkları yüksek bireylerle gelişecektir. Şimdi, şöyle bir çevrenize bakın bakalım bu insanlardan kaç tane var?

 

Kitap okumazsak ne olur?

 

– Kitap okumayan bireylerin zihinsel ve düşünme becerileri yeterince gelişemez. Oysa kitap okuyanların hafızasındaki birçok bilgi aktif hale gelir, bilgiler arası ilişkiler kurulur ve bu insanların zihinleri organize, mantıklı, tutarlı bir bilgi birikimine sahip olur.

 

– Kitap okumayanların zihinde canlandırma becerileri ve hayalleri sınırlı olur. Bütün bilim adamlarının en önemli becerilerinden birinin zihinde canlandırma ve hayal kurma olduğu düşünüldüğünde, bu kaybın ne anlama geldiği daha iyi anlaşılır.

 

– Kitap okuma alışkanlığının olmadığı toplumlar ve kültürlerde yazma alışkanlığı da gelişemez. Bu da, kültür mirasının yazı yoluyla değil sözel yolla sonraki nesillere aktarılması demektir. Masallar, efsaneler ve rivayetlerle aktarılan kültürün her nesilde çok daha büyük bir erozyona uğraması kaçınılmazdır. Bilim sözlü kültürün egemen olduğu ortamlarda değil, yazılı kültürün egemen olduğu ortamlarda gelişir.

 

– Kitap okuyanlardan oluşan bir toplumun entelektüel sermayesi de daha büyük olur. Entelektüel sermayesi büyük olan toplumlar, sorunlarını çatışma ile değil iletişimle çözerler.

 

– Kitap okuyanların hayatı okuma becerileri de daha yüksektir. Üstelik, hayatı sadece sahnenin önündeki oyun olarak görmez. Görünen gerçeğin arkasındaki derin gerçekliği de daha iyi kavrar. Derin bir kavrayışa sahip olanların hayata karşı duruşları da aynı derinlikte olur.

Yard. Doç. Dr. Oktay Aydın

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git
%d bloggers like this: