Ne kadar fazla oyuncak o kadar mutsuz çocuk

Ne kadar fazla oyuncak o kadar mutsuz çocuk
20 Mart 2018 tarihinde eklendi

Bundan yaklaşık 20 yıl önce çocuk olan benim zamanımda, mevcut oyuncakların çeşidi oldukça azdı. Mevcut oyuncak diyorum, çünkü hem oyuncakçılarda satılanlardan hem de bizzat sahip olduklarımızdan bahsediyorum. O zamanlar, oyuncak denilen şey, öyle zırt pırt, akşamdan akşama da alınmazdı.

Bayram gelecekti, bir yıl daha bitecekti, yeni bir yaşa girilecekti de, aile büyüklerinin gönlü olsun, yeni bir oyuncak alsınlar.

Televizyonda reklamını gördüğüm yeni bir Barbie’nin hayaliyle aylarca uykumu kaçırabilirdim. Şayet bir gün sahip olursam da, aynı şekilde haftalarca kafamı kaldırmadan oynayabilirdim. Hey gidi günler hey demek istiyorum.

Bunu hem kızlarımın odasında ikamet eden oyuncakların nüfusuna bakarak hem de kızlarımın oyuncak başına harcadığı mesaiyi düşünerek söylüyorum.

Hatta, bir ebeveynin çocuğuna yapabileceği en büyük kötülüklerden birisinin, oyuncak alma konusunda elinin ayarının kaçması olduğuna inanıyorum.

DAHA MUTLU OLURSA…

80’lerin sonunda oyuncak mutfak kavramı şimdiki gibi yaygın değildi.

Çünkü herkeste olmazdı, olursa parmakla gösterilirdi.

Hatta duruma göre, arka çaprazınızdaki apartmanın ikinci katındaki, Nato’da görev yapan ailenin küçük kızının mutfağı varsa günde ortalama 8 kere balkondan, Sezercik’in yalanarak simitlere bakması gibi, mutfağa bakmanız ve bu çocuğun böyle bir oyuncağı varken neden hiç oynamadığını çözememeniz muhtemeldi.

Evet doğru bildiniz, bu benim hikayemdi. Mutfağıyla oynamayan Amerikalı çocuğun hikayesi de muhtemelen şöyleydi; anne ve baba çocuklarının üzerine titriyordu.

Çocukları “ya daha mutlu olursa” diye, hiçbir masraftan kaçınmayarak dev bir mutfak almışlardı. O bir şey mi! Evdeki legolarla gerçek bir bina yapılabilirdi. Anne baba emindi; bu kadar oyuncakla, en mutlu çocuk onlarınki olacakktı. Bütün gün kendi kendini eyleyecekti, başka kimseye ihtiyaç duymayacaktı. Kader bu ya, planları ters tepti. Çocuk oyuncakların hiçbiriyle oynamadı, bırakın mutluluktan uçmayı  mutlu bile olmadı, sonunda mutfağı balkona yolladı.

HAYALİ MUTFAK

Dürüst olmak ve malum ebeveyn hikayesine Amerikalı yapmamak gerektiğine inanıyorum. Çünkü bugün neredeyse hepimizin geldiği nokta bu.

Biz zamanında oyuncakla mutlu olduk ya, çocuklarımız da “ya daha mutlu” olursa diye aldıkça alıyoruz. Sonunun olmadığını adımız gibi biliyoruz ama duymamazlıktan geliyoruz. Bugün kızımla evcilik oynarken, özellikle odasında oynamak istemedi. Salonun ortasında sanal bir mutfak olduğunu farz edip, hayali tencerelerinde bana yemek pişirdi. Odasında neden oynamadı diye soracak olursanız, orada hem mutfağı hem de tencere takımları var. Sanıyorum, her şey hazır olduğu ve onu yönlendirdiği için hayal kurmasına engel oluyor ve o da kaçıyor. Hazır mutfak istemiyor, hayali mutfak istiyor. Böylece istediği gibi bir mutfak tasarlayabiliyor.

ÇOK SEVİYORUZ

Aslında hayal gücüne engel olan bizzat biziz. Önlerine her şeyi koyup, aslında yeteneklerini köreltiyoruz. Hani çok seviyoruz ya “sen hiç hayal kurup zahmet etme, ben sana hazır hayal kurulmuşunu aldım” deyip durmadan yeni paketler açıyoruz.

Ne yalan söyliyeyim, bugün kendimi kötü ve yetersiz hissettim. Yetip de arttığımı zannederken, kızımın taban tabana zıt gereksinimleri olduğunu farkettim. Bu yüzden de balkonum olsa, mutfağı hemen şu dakika dışarı çıkaracağım, yemin ediyorum.

Dicle Keskinoğlu , HABERTÜRK

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git
%d bloggers like this: