Çocuğunuz Kendini İfade Edemiyorsa…

Çocuğunuz Kendini İfade Edemiyorsa…
9 Ocak 2018 tarihinde eklendi

Çocuğunuz, içinde bulunduğu ortamda kendini yeterince iyi ifade edemiyor, diğer çocuk ya da baskın karakterli arkadaşlarının ilgi ve istekleri doğrultusunda davranmak zorunda kalıyor, hatta onlara ‘yaranabilmek’ için kendi özel eşyalarını veriyorsa…

Bir insanın herhangi bir olaya ya da bireye karşı geliştirdiği tutumlar, onun kişiliği doğrultusunda şekillenir. Kişilik, bir insanın tüm ilgilerini, tutumlarını, dış görünüşünü ve çevresine uyum biçimini kapsar.

 

 

Okula başlama, çocuğun yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu süreç ve onun gerektirdiği uyum, çocuk yönünden belli düzeylerde zihinsel, duygusal ve sosyal olgunluğa ulaşmış olmayı gerektirir. Her şeyden önce çocuk o güne kadar son derece güvenli, her türlü kuralını, kendisinden nelerin beklediğini bildiği, her sıkıntılı durumda yanında anne ve babasını bulduğu bir ortamdan, hiç bilmediği bir ortama girmiştir.

 

Çocuk için yepyeni bir çevre olan okulda uyulması gereken kurallar, yerine getirilmesi gereken görevler, yeni arkadaşlar ve öğretmenler söz konusudur.

 

Özellikle okulöncesi dönemde yaşıtları ile yeterince ilişkiye girememiş çocuklar için okul, kendilerini göz önünde ve korunmasız hissettikleri bir ortamdır. Ailenin ve öğretmenlerin gerekli özeni göstermemeleri durumunda bu çocuklar utangaç, çekingen olabilir ve giderek içlerine kapanabilirler.

 

Benlik imajı

Çocukların benlik imajları, kendilerini nasıl düşündükleri ve hissettikleri ile ilgilidir. Benlik imajı, benliğin gerçekte ne olduğu değil, bireyin kendisi hakkındaki görüşlerini kapsar. Çocuğun gerçek benliğinin ne olduğu değil, onun kendi benliğini nasıl yorumladığı bilinirse davranışları daha kolay tahmin edilebilir ve denetlenebilir.

 

 

Çocuğun kişilik, en önemlisi de benlik algısını etkileyen etkenlerden biri anne babası, diğeri arkadaşlarıdır. Hiçbir çocuk benlik kavramına sahip olarak dünyaya gelmez. Bunu doğduğu andan başlayarak ebeveynleri, kardeşleri ve çevresindeki diğer insanlarla ilişkileri sırasında edinir.

 

Aile içi ilişkilerde doyum sağlayabilen, anne babası tarafından desteklenen çocuklar uyumlu bir kişilik geliştirerek toplumda olumlu ilişkiler kurup sürdürebilmekte, grup çalışmalarına katılabilmekte, öz saygılarını geliştirerek başkalarının haklarına saygı göstermeyi, sorumluluk alabilmeyi öğrenmektedirler.

 

Yaşam boyu karşılaşılabilecek problemleri çözme konusunda kendine güvenen bir çocuk yetiştirmek her anne babanın isteğidir. Buna rağmen anne baba, bazen bu isteğe paralel gitmeyen tavırlar sergiler. Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum bunlardan biridir.

 

Özgüven duyguları gelişmiş çocuklar arkadaş gruplarıyla ve yetişkinlerle uygun iletişim kurabilirler. Genelde “sen bunu başarabilecek güçtesin, sana güveniyorum” sözleri, anne babanın çocuklarına gerektiğinde söyleyebilecekleri sihirli sözlerdir. Çocuk başkalarına ve kendine dair yapıcı duygu ve düşünceleri bu biçimde geliştirebilir, sorumluluk alabilir.

 

  • Bebeklikte sevgi, ilgi ve şefkat eksikliği,
  • Anneden uzun süre ayrı kalmak,
  • Anne babanın eğitimlerinde, baskıcı ve kısıtlayıcı olması,
  • Anne babanın tehdit edici yaklaşımları (böyle yapmaya devam edersen seni bırakır giderim, başka çocukların annesi olurum vb…)
  • Aile yaşantısının sürekli şikayetçi bir ortam İçinde, karşılıklı olumsuz davranış ve tavırlarla sürmesi,
  • Otoriter, katı, hoşgörüsüz aile ortamı,
  • Aşırı yardımcı bir tavırla çocuğunu kollayan ve onda yetersizlik yaratan bir tutum içinde bulunulması, çocukta güvensizlik yaratabilir.

 

Anne babanın yanlış tutumu

Çocuğun korkak, ürkek, çekingen olması, kolayca arkadaş edinememesi ya da güçlü olarak tanımladığımız bazı çocuklar tarafından ezilmesi, baskı altına alınması, büyüme ve kişilik gelişiminde çok önemli rolleri olan anne babasının tutumlarından kaynaklanabilir. Anne babalarda, çocuk yetiştirme konusunda genelde sık gözlediğimiz tutumlardan biri aşırı koruma ve kollamadır.

 

Okul çağına kadar çocuğa ait her türlü sorumluluk ve görevi ona hiç fırsat vermeden ya da kendi kendine yapabilmesi yönünde gereken ilgiyi göstermeden onun yerine yapan ebeveynler, bu anlamda birer örnektir.

 

Tüm hâkimiyet ve sorumluluğun ebeveynde olduğu aile ortamında yetişen çocuklar, çoğunlukla ev dışına çıktıklarında kendi kanatları ile uçamaz hale gelir, ailelerinden ayrıldıklarında bocalarlar.

 

Evde her dediğini yaptırabilen çocuklar ise arkadaşları arasında sinebilir, bir köşeye çekilerek, diğerlerine karışamayabilir ya da kendilerini yeterince koruyamayabilirler. Kimi zaman bunun tersi de söz konusu olabilir. Bazı ailelerde hiç sınır tanınmaması, çocuğun disiplin uygulanmadan büyütülmesi de onda birtakım davranış bozukluklarına ve uyumsuzluğa neden olabilir.

 

Ona Nasıl Yardımcı Olabiliriz

  • Çocuktaki olumsuz değişiklikleri dikkate almalı, bu olumsuzluğa neden olan kaynağı araştırmalıyız.
  • Kaynak belirlendikten sonra, can sıkıcı durumun yerini, zamanını ve sıklığını araştırmalıyız.
  • Çocuğun verdiği tepkileri belirlemeliyiz.
  • Çocuğun durumdan duyduğu kaygıları önemsemeliyiz.
  • Kaygısını ifade etmesine olanak sağlamalıyız.
  • Tüm duygularını açıkça ifade etmesi için sabırla, konuşmasını beklemeli, ona cesaret vermeliyiz.
  • Durumla ilgili çözüm önerilerini birlikte değerlendirmeliyiz.
  • Ona güvendiğimizi göstermeli, cesaretlendirmeliyiz.
  • Yaşadığı sıkıntıya duyarlı olmalı, hissettiklerini paylaşmalıyız.
  • Kendisini ezen çocuğa aynı şekilde davranması yönünde öğütler vermemeliyiz.
  • Sınıf içi (okul içi) arkadaşlık ilişkilerini gözden geçirmeliyiz. (Eğer çocuğun kendine güveni azsa ya da çocuk pasifse, tamamen aktif, güçlü çocukların arasına yerleştirilmesi hatalı olacaktır.)
  • Onu, özgüvenini geliştirici spor, sanat gibi etkinliklere yönlendirmeliyiz.

• Anne baba ya da eğitimcisi olarak, çocuk yetiştirme tutum ve davranışlarımızı yeniden gözden geçirmeliyi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git
%d bloggers like this: